Düş Kesiği Üzerine

Aynalı Labirent

Olası hikâye şöyledir: Usta sanatçı Charlie Chaplin, iş kıyafetinden çıkıp geniş caddelerde yürürken üzerinde fotoğrafının olduğu bir ilanla karşılaşır. Biraz daha dikkatle bakınca, ilanın bir yarışmadan söz açtığını, adının da ‘Charlie Chaplin’e Benzeyenler Yarışması’ olduğunu anlar. Hemen sivil hayatından sıyrılıp üniformasının içine girer ve doğruca yarışmaya koşar. Podyuma çıkar. Sonuç hiç şaşırtıcı olmaz. Birçok benzerinin arasından üçüncü seçilir, elde edilen derece geçerlidir ve aslına bakılırsa böylesi bir yarışma için bu da bir başarıdır.
Bu anekdota kısa bir paragrafla yer veren Güray Süngü’nün Düş Kesiği adlı kitabı, öznenin kendisinden türettiği, kendisine benzeyen, en popüler deyimle ‘öteki’lerle yaptığı bir roman. Benzerlik kavramı ve benzetme eylemi, verimlilikleriyle felsefenin, sosyolojinin ve edebiyatın temel başvuru kaynağı olarak sayılacakları gibi mutlu sürdürülmesi gereken gerçek yaşamın baş belaları olarak da algılanabilir. Düş Kesiği, bu bağlam doğrultusunda hazırlanmış ve bu geniş alanları bir cilde sıkıştırabilmiş. Aynı zamanda, içinde yazının, eleştirel görevin, aralarında özellikle yayıncılığın bulunduğu kurumsal alışkanlıkların, gündelik ilişkilerin bir soruşturması olan çok katmanlı bir anlatı örneği, Düş Kesiği. Bu yüzden, basitçe kişilik bölünmesi ya da şizofreni ürünü denilip bir kenara atılacak türden hiç değil.
Yazarın Ölümü
Ben anlatıcı eşliğinde, bilincin üçe bölündüğü fark edilen romanda üç ses var. İlk aşamada, eşinin adının Z, kendi adının M ve mesleğinin güvenlik görevlisi olduğunu söyleyen karakter, bir köpek öldürme endişesiyle ve bir rüyanın etkisiyle doktora gidiyor. Aslında bu rüya, hem bir roman kahramanının yazarın kendisine dönüşmesine geçit verirken hem de yazarın yerini yurdunu imleyen bir eşik. Bu eşikten geçen ve eşinin, ona yazar olduğunu vurgulamasına rağmen bedenini sokaklara atan M, can alıcı bir sorgulamaya girişir. Bu sorgulamadan yorulup bir gün evini ziyaret ettiğinde, çekmecesindeki kucak dolusu kâğıdın çalınmasına tanık olur. Bu an da bir geçiş noktasıdır ve ileride anlaşılacaktır ki, olayın faili tam olarak kendisidir. Bu evirilme, kucak dolusu kâğıdın, karısının M’yi ikna etmeye çalıştığı gibi, yine yazar olan kendisinin romanıdır. Ardından, çekmecedeki roman eski bir konağın zeminine saçılır ve M, usul usul gerçek kimliğine doğru bir serüvene çıkar.
Geçişlerin yapıldığı rüya imgesinin yanı sıra köpek öldürme metaforu, renk körlüğü ve onun bellekte oluşturduğu yanılsamaları, içinde kozmik diyalogların gerçekleştiği sınır konmamış bir park, yine M’nin sığındığı konakta evsizlerle varoluşsal sohbetleri, hem kahramanın hem de yazarın ebeveynlerinin ortak ve benzemez özellikleri Düş Kesiği’ndeki gizleri oluştururken bağları kuvvetlendiren birer etken olarak göze çarpıyor. Bu zekice yapılmış kurguyu hazırlayan neden ise bir küskünlük. M’nin sözünü ettiği yazarın, yayınevinin istekleri doğrultusunda yazılmış roman ile belleğinde oluşturduğu ilk romanın birbiriyle savaşımı ya da iç içe geçmiş olması. Hatta bir ara M, kafasını kaldırıp doğrudan okura bile sesleniyor, iki kurgunun renklerinin karıştığı anlardan birisinde.Ah Siz Sayın Okur!..
Düş Kesiği, oluşturduğu gerçeklikle, Lacan’ın küçük a’larla, büyük A’larla sırladığı aynasına, Stendhal’in romana atfettiği yansıtıcı gücü tutarken, yazarının sesi Calvino’nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’da okurun katılımının kesinliğini belirten çağrısını yinelenmiş. Romanın ortasında işitilen cümleyle okur, ilk sayfadan beri işin içinde olduğunu anlıyor. Ne ki okur, aynı yerde, bir yokuşu tırmandığını ya da bir sonuca yaklaşır gibi aşağı doğru indiğini değil de, iki yükseltinin arasındaki bir kavis, bir eğri üzerinde hareket ettiğini fark ediyor. Romanı çoğaltan unsurlardan birisi de, başkarakter M’nin yaşamını kaleme alan diğer bir roman kahramanı ‘gereksizyazar’ın, yine M’nin ağzından hikâyesinin anlatılması ve Güray Süngü’nün bütünüyle varlığının etkisini anlatının üzerinden uzaklaştırması.
Düş Kesiği, yazarın yayımlanan üçüncü yapıtı. Genç romancı, bu romanı ile anlatımda içten ve keskin bir düzey yakalamış. Zaman zaman tercih ettiği sarsak cümleler, kopuk ifadeler aslında onun içtenliğini ve dil olgunluğunu yansıtıyor. Bedelleriyle var olmanın ve yazmanın heyecanını taşıyan Düş Kesiği, yabancılaşmanın, yalnızlığın ve aşkın da kitabı. Kahramanlarla birlikte okur bu kitapta, aynalardan yapılan bir labirentte kendine benzeyen yansımaların, kendilerine dönüşmesi tehlikesiyle karşı karşıya.SEDAT DEMİR-CUMHURİYET KİTAP

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir